13 Mayıs 2016 Cuma

SALZBURG, YEŞİLİN BİNBİR HALİ

 
Salzburg tarihi ve doğal güzelliği ile kendine hayran eden şehirlerin başında geliyor. Hele bir de hava güzelse şansınıza...




Viyana'dan yola çıkıp 2,5 saat süren bir tren yolculuğu yapıyoruz. Linz kenti ve daha birçok yerleşim yerinden geçerken pencereden gözümüzü ayıramıyoruz. Ya yüksek ağaçlı bir orman size eşlik ediyor, ya küçük bir köy, bir akarsu, ya da göl manzarası...

Salzburg Tren Garında indikten sonra otelimize girişimizi yapıyoruz. Şehrin göbeğinde nazlı bir gelin gibi kıvrıla kıvrıla akan Salzach Nehri her zaman olduğu gibi yine yeşil. Nehrin her iki yakasında araç ve bisiklet sürücüleri ile yayalar için tahsisli yollar var.



Akarsu yatağına inen çim kaplı yamaçlar güneşli havayı gören Salzburg sakinlerinin keyif yeri.
Oturup bira içen mi ararsın, uzanmış kitabını okuyan mı, ne ararsan var burada. Müzik setini önlerine almış, nargile içen punkçular bile. Ama herkes kendi havasında. Kimsenin başkalarıyla ilgilendiği yok.

Şehir merkezine doğru büyük bir parkın içinde yürüyoruz. Az ileride her mevsim farklı bir güzelliğe bürünen meşhur Mirabell bahçeleri ile Mirabell Sarayını görüyoruz.






















Sarayın merdivenlerinde çıplak çocuk heykelleri, sütunlarla desteklenen kubbeli tavanlar üzerindeki her biri sanat şaheseri süslemeleri inceliyoruz.







Mirabell Sarayının arka bahçesi oldukça geniş. Buradaki meydana bakan yapılardan biri çift kuleli St. Andrew's Kilisesi.





Yeniden sarayın bahçelerine dönüyoruz. İşin doğrusu buraya Botanik Sarayı denilse daha uygun düşer. Hiç görmediğimiz bitki ve çiçekleri görüyoruz burada. İtinalı bir şekilde peyzajı yapılmış çiçek tarhlarının arasında yürüme yolları, ortalarda heykel ve fıskiyeli havuzlar... Kuş sesleri arasında tam kafa dinlenecek yerler.
















Mirabell bahçelerinden sonra önümüze Mozart Meydanı çıkıyor. Meydana bakan binalardan biri ünlü bestecinin yedi yılını geçirdiği ev.




Meydana
bakan diğer iki yapıdan biri Holy Trinity Church ise diğeri tarihi Bristol Oteli.





Salzburg'a ayak bastıktan sonra Salzach Nehrini ilk kez geçiyoruz.



Oldukça enteresan bir köprü üzerinden hem de. Köprünün her iki yanındaki tel örgü korkuluklar rengarenk asma kilitlerle bezenmiş. Sevgilisine kavuşmak isteyenler ya da kavuşup birlikte dilek tutanlar bu köprüye gelip birer kilit takmışlar.  







Köprüden karşı kıyıya geçen turistler pasaj içlerinden Salzburg'un ünlü sokaklarında buluyorlar kendilerini. Hediyelik eşya satan dükkanlarda değişmeyen motif tabii ki Mozart. 









Sokakları buluşturan meydanlarda süs havuzları, senkronize su fışkırtan fıskiyeler ve bol miktarda sokak kafeleri bulunuyor.
























Mozart'ın doğduğu ev ve Mozart Müzesi Salzburg'a gelen turistlerin uğrak yeri.





























Yol üzerinde restorasyon çalışması devam eden St. Sebastian Kilisesi çıkıyor karşımıza. Hemen yanındaki kapıdan içeri giriyoruz.






Kilisenin arka bahçesinde boylu boyunca uzayan kemer ve sütunlu koridorda çok sayıda Aziz'in heykeli ve süslemeler bulunuyor.




Burada Mozart'ın babası Leopold ve onun akrabalarının mezarlarının da bulunduğu mezarlık ve bir de şapel var.








Kaldığımız yerden sokaklarda gezmeye devam ediyoruz. Özellikle Noel süslemeleri olmak üzere yumurtaların içini boşaltıp onları nakış gibi işleyerek yapılan süs eşyaları burada zevkli el sanatlarından biri olmuş.










Dükkan isimlerinin ferforje demir konsollardan sarkıtılan tabelalara yazılması güzel bir görüntü veriyor.


































Herbert von Karajan Meydanında Aziz Blaise's Kilisesi, Atlı Havuzu gördükten sonra şehri tepeden bakmak üzere Mönchsberg asansörüne doğru ilerliyoruz. 


 


Mönchsberg tepesinden şehir manzarası gerçekten inanılmaz. İmkanı olanlara evlilik teklifi için en güzel yer burası. Tepede güzel bir kafe, Modern Sanatlar Müzesi ve şehre kadar inen orman içi yollar var.









Asansörle aşağı indikten sonra eski şehir merkezine doğru ilerlerken faytonlar dolaşıyor etrafımızda.








Tarihi Üniversite Kütüphanesi ve Festival Salonlarının önünden geçiyoruz. Reinhardt Meydanına geldiğimizde restore edilen Franziskaner Kilisesini geçip Dom Meydanına ilerliyoruz.













Burada karşımıza çıkan Salzburg'un en görkemli yapısı Dom Katedrali günümüze son noktayı koyuyor. Avrupa'nın en güzel ve en büyük katedrallerinden biri olan Dom'un güzelliğini anlatmaya kelimeler kafi gelmez.














İçeride özel kıyafetler giyen müzisyenler nefesli çalgılarla yapının müthiş akustiğinden  de faydalanarak gösteri yapıyorlar. Ve son olarak Mozart çikolatalarını simgeleyen Altın Küre.




 



Yorum Gönder