1 Ocak 2016 Cuma

BİR YILBAŞI ANISI

Bundan tam 39 yıl öncesiydi. 31 Aralık 1976. Eğitim boykotlar nedeniyle aksamış, normal olarak eylül ayındaki derslerin başlangıcı, ta 20 Aralık tarihine ötelenmişti. Üniversite yurtları çok güzelmiş ama hiç yer yok. Hesaplanan puanıma göre yer boşalınca yurda kayıt yaptıracağım. Öğrenci ailesinin gelir durumuna, Ankara'da yaşayan akrabasının olup olmadığına göre puan hesaplanıyor. İlk anda puanım yurtlarda kalmaya yetmedi. Demek ki benden daha garibanlar varmış. Sevineyim mi üzüleyim mi? İzmir dışına çıkmamışım o yaşa kadar. Ankara soğuk, ilk kez kar görüyorum. Buzda nasıl yürünür bilmiyorum.

Ankara'da ne bir tanıdığımız ne de bir akrabamız var. Evden sıkı sıkıya tembihlemişler  kimseye güvenme diye. Nerede kalacağım bu kış gününde. Sağ sol çatışmaları zirvede. Okulun adı çıkmış bir kere. Dışarıdan bakana en azılı teröristlerin yetiştiği bir üniversite olarak görülüyor ODTÜ.

Babam beni Hamamönü semtinde kötü bir otele yerleştirdi. Fuar Otel. Adı İzmir Fuar'ını hatırlatıyor. Otelin küçük bir odasında yatağın dışında bir tahta dolap, küçük bir masa ve sandalye. Neyime yetmez. Banyo yapacağın zaman odanın dışındaki hamamın termosifonunu yakacaklar. Bunun için ayrıca para ödemen lazım. Beş yıldızlı otelde kalacak değilim ya. Buna da şükür. Otele yerleştikten sonra otelin arka caddesinde girişi olan Gençlik Parkına götürdü babam. Yarımşar piliç çevirme yedik.

Hava soğuk. İlk kez evden uzaktayım. On gün sonra yılbaşı. Sıhhiye'den servis otobüsleri kalkıyor. Mavi otobüsler çok yeni, pırıl pırıl. Hacettepe'ninkiler dökülüyor. Üstelik bizimkiler bedava. Üniversitenin ilk günleri dersler doğru dürüst yapılmıyor. altı aylık boykottan yeni çıkılmış.

Üniversite'nin hepsi solcu. Sağcılar kendilerini gizliyorlar. ÖTK dediğimiz Öğrenci Temsilciler Konseyi, seçimle yönetime geliyor. Her türlü organizasyon bu kuruldan soruluyor. Kendi içinde CIA gibi çalışan birimleri bile var. Öğrenciler arasına sağ görüşten sızma olmasın diye ajanlar bulunuyor bünyesinde. İngilizce Hazırlık Okulu kısaca "Prep" teyiz. Nursel adında bir kız var sınıfımızda. Birden sınıfa sakallı parkalı öğrenciler dalıyor. Amerikalı siyahi hocamız Julia hanım şaşkın bir şeklide gözlerini kocaman açıyor. Nursel durumu anlamış hocanın arkasına sığınıyor. Millet ne oluyor anlamadan bir fırsatını bulup öğretim üyelerinin bulunduğu odaya sığınıyor. Sonradan öğreniyoruz ki, Nursel de  ablası da çenelerini tutamamış, arkadaşlarına komünizmin ne kadar kötü bir yönetim olduğunu, ülkücü hareketin komünizme karşı mücadeleye devam ettiğini söylemişler. Bunun üzerine ÖTK karar almış. Tiz bu kıza gelen mektuplar denetimden geçirile...

Kızın ablasından gelen mektuplar sakıncalı bulunmuş ki alınan karar gereği Nursel ODTÜ'de okuyamaz. Bir daha rastlamadık kendisine. Okulun solcu olması sağcı olmasından iyiydi benim için. Üstelik kampus dahilinde sağ sol çatışması hiç rastlamadım. Sadece sol fraksiyonlar arası çıkan kavgalarda birkaç kafa patlatırlardı o kadar.

On gün çabuk geçti. Akşamları otele dönüyorum. Duruma alışmaya çalışıyorum ama yalnızlığa alışamıyorum bir türlü. Bir arkadaşım daha var Ankara'ya gelen ama o da kendi derdinde. O, Hacettepe yurtlarına kapağı atmış zaten. Akşam yemeklerini nerede yemeli. En iyisi otelin karşısındaki Niğde Pide Fırını. Başka ne yenir ki? Bilmiyorum. Cebimde ne kadar para var? Beni ne kadar İdare edecek?

Otelin girişinde, hadi lobi diyelim hatırı kırılmasın, üç beş sandalye var. Babam danışmadaki adama beni emanet etmiş. Tariş'te çalışırken bu otelde kaldığı için tanırlarmış birbirlerini. Üst katta bir salon, sigara dumanından göz gözü görmüyor. Doğudan gelen adamlar, nadiren kalın elbise ve örtülere bürünmüş kadınlar oturmuş siyah beyaz televizyona bakıyorlar.

O gün de ders yapılmadı. Derslerden geri kalıyoruz ama para harcamaya devam. Anneanne dul maaşının bir kısmını tahsis etmiş. Kredi ve Yurtlar Kurumuna da müracaat edip öğrenci kredisine baş vurmalı. Otele erken döndüm. Senenin son günü. Ufak bir şark oteli. Zaten o da iyice boşalmış. Herkes sevdiklerinin yanına gitmiş. Sadece işi gereği mecburen kalanlar var otelde. Yabancı ürkek suratlar...Saat 19,00 olmuş. Hava karanlık. Pideci de erken kapatır bu akşam yoksa aç kalırım. Hemen koştum pideciye. Hiç müşteri yok, adamlar da gitmek üzere. Hemen bir kıymalı yumurtalı pide söyledim. Yanında ufak bir düz tabak içinde rendeden geçirilmiş havuç ve kıyılmış marul, mor lahanadan oluşan salata. Bir de ayran söyledim. Yılbaşında televizyon programları güzel olur. Dönüşte seyrederim otelde.

Salona girdim. Benden başka sadece iki kişi var. Buruk bir duygu sardı içimi. Acıdım kendi halime. Ben mi televizyona bakıyorum yoksa o mu bana. Neyi gösteriyor ekran? Bilmiyorum. Aklım başka başka yerlerde. Ne oluyor böyle, gereğinden çok mu önemsemişiz bu günü? Allah'ın günlerinden biri işte. Niye bu rahatsız tahta sandalyede kendime eziyet ediyorum. Odama mı çıksam? Evet, saat nerdeyse sekiz oldu. Yeni yıla daha dört saat var.

Odama çıktım. Soyunup gece kıyafetimi giydim. Oda sıcaktı ancak ben yine yorganın içine girdim. Gözlerimi kapadım. İki yaş aktı göz pınarlarımdan. Sonra hayaller içinde uyuyakalmışım. Nice güzel yılbaşı geceleri geçirdim daha sonra ancak her yılbaşı bu akşamı mutlaka hatırlarım.
Yorum Gönder