7 Ocak 2016 Perşembe

BEN BU FİLMİ DAHA ÖNCE GÖRMÜŞTÜM

Yaşam kavgası içinde bizi insan yapan bazı şeylere hak ettikleri ilgiyi göstermiyor muyuz? Eskiden sağ-sol çatışması vardı bizim gençliğimizde. Öyle algılar oluşturulmuştu toplum üzerinde ki, anlatamam. Ülkücülerin faşist, devrimcilerin komünist olduğu yıllardı. 12 Eylül 1980 darbesine meze yapıldı onca genç can. Bizler de o hengame içinden şans eseri sıyrılıp bugünlere geldik.

Daha sonra laik ve dinci ikilemi pompalandı. Ülke ikiye bölündü. Dinsel işaretler siyasete ve sosyal hayatımıza girdi. Ülkenin yaşam tarzına neşter vuruldu. Eskiden dış görünüşleri, kültürel düzeyleri bakımından sadece köylü ve şehirli  ayrılırdı. Gelinen noktada hangimizin hükümet hangimizin muhalefet yanlısı olduğunu bir bakışta anlamak mümkün. Başlarını örtüp kalan yerlerini açan bir kısım insanlar sözüm ona dinlerini yaşadıklarını söylüyorlar. Atatürk'ün "yüzünü batıya çevrime", "laik devlet" ve "yurtta sulh, cihanda sulh" teorileri bir kenara atıldı çoktan.

Yine kardeş kavgası.
"Halklar" ifadesini sevmiyorum. Bu ifadenin de özünde bir ayrılık yatıyor. Bunun yerine toplumun farklı kesimleri diyelim. Aksi takdirde onlarca halk olur memlekette; Kürt'üyle, Laz'ıyla, Çerkez'iyle, Ermeni'si, Rum'u ve diğerleriyle. Nedir bu insanları bir arada tutan harç? Dindar kesim hemen atlar bu soruya cevap vermek için. Dindir elbet toplumuzun farklı kesimlerindeki ortak payda. Peki hangi dinle kucaklaşacak Türk'ü, Kürt'ü, Rum'u, Ermeni'si. Orta Doğu'nun hali ortada. Mezhep ve iktidar kavgaları, canlı bombalar, ibadet yerlerini bile hedef alan terör. Din çare olabilseydi toplumda huzuru getirmeye, Arapların yaşadığı coğrafya cennete dönerdi.

Şöyle bir baktığınızda, huzur, İskandinav ülkeleri başta olmak üzere batıya göçmüş. Buradaki huzurun kaynağı Hristiyanlık değil elbet. İnsana değer vermeleri. Demokrasi özünde işliyor. Ayrımcılık yok. Vatandaşlık bilinci gelişmiş. Kimse kimsenin dini, mezhebi, etnik kimliği ile uğraşmıyor.  

Yeri gelmişken Kürt meselesine değinmek isterim. Osman Baydemir konuşmuş mecliste. Hükümeti, Cumhurbaşkanının İsrail ve Suriye için sarf ettiği sözlerle eleştiriyor.

"Ey, Erdoğan sen bebeklerin üzerine bomba yağdırdığı için Şimon Peres'e ve Beşer Esad'a  bebek katili derken ne kadar haklıydın. Ama bugün sen aynı şeyleri yapıyorsun."  

İlk anda ne kadar doğru konuşuyor diye hak veresiniz geliyor bütün ön yargılarınızı bir yana bırakıp. Ama bekliyorsunuz ki şu terör örgütü PKK'ya da iki çift laf etsin. Belediyenin iş makinalarını zapt edip yollara hendekler açanlara, üstelik bu hendekleri bombayla tuzaklayanlara, onları kapatmaya gelen güvenlik gücü mensuplarını keskin nişancılarla kurşunlatıp öldürenlere ya da güvenlik güçlerinin geçiş yollarına uzaktan kumandalı bombalar yerleştirenlere hiç mi lafın olmaz. Anlamıyorum.

Bence bu problemlerin hepsi ayrışmadan geçiyor. Hepimizin okuduğu gazete, izlediği TV kanalı, konuştuğu toplum kesimi ayrı. Bizlere ne anlatılırsa ona inanıyoruz. Acaba doğru mu söylüyorlar, hiç sorgulamıyoruz.

Ne istiyor bu Kürtler?
Bize göre onlar ne istiyorlarsa verdik. Onlarsa, siz kim oluyorsunuz ki bize hak bağışlayasınız diyor. İlk anda şok oluyorsunuz. Bu yönüyle hiç düşünememiştik bu ayrıntıyı. Peki kabul ettik biz size vermedik siz aldınız.
"Yok öyle de değil tam olarak"
"Peki siz azınlık değil bu ülkenin gerçek vatandaşısınız. Bak Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı olabiliyorsunuz. Daha başka  zorunuz ne ola ki?"
"Efendim, olabilir ama o zaman Kürt kimliğini bırakıp asimile olmamız gerekiyor"
"Eee, yani?"
"Biz asimile olmak istemiyoruz"
"Bu ne demek şimdi"
"O zaman eski Kıbrıs Cumhuriyeti'nde olduğu gibi Cumhurbaşkanı Türk, yardımcısı Kürt mü olsun? Hükümetteki bakanlar Türklerle, Kürtler arasında temsili olarak paylaşılsın mı?"
"Neden olmasın?"
"Ama bu resmen bölücülük"
"Bunu siz istediniz"
"Biz mi istedik? Ne demek yani? Zamanında bizim halkımıza kendi pisliğini yedirmiştiniz."
"Ya bazı hatalar olmuş zamanında. Şimdi diyeceksiniz ki Türkçe bilmeyen Kürt anası ile oğlunu hapiste Türkçe konuşmaya zorluyordunuz."
"Aynen, daha buna benzer şeylere örnek çok. İşkenceler, baskılar."
"Sadece Kürtler'e mi yapıldı bu baskılar?"
"Yok tabii. Türklerin bir kısmına da yapıldı. Alevilere, muhalefet yapanlara. Hala var bu baskılar. Gazeteciler içeride. Suçsuz yere yıllarını hapiste geçiren Türkler var."
"O halde, birlik olup mücadeleyi adaletsizliğe, baskılara, terörizme, yobazlığa, köleliğe karşı birlikte yürütsek nasıl olur? Neden yine bazı güçlerin oyununa gelelim?"
"Önce devlet ateşi kessin" 
"Bak yine başa sardın. O zaman önce PKK silahları gömsün derim bende."
"Ne yapacağız peki bu ateşte?
"Dini, siyaseti, etnik ayrışmayı bir yana bırakıp insan olacağız, insan" 
          
Yorum Gönder