18 Nisan 2015 Cumartesi

KÖY ENSTİTÜLERİNİN 75. KURULUŞ YIL DÖNÜMÜ

Bugün Tire'de çok güzel bir akşam geçirdim . Orta Park'ta toplanmış yaklaşık 100 kişilik bir gruba katıldım. Atatürk heykelinin önünde bir etkinlik yapılıyordu. Doğrusunu söylemek gerekirse, Belediye Hoparlörlerinden bu etkinliğe çağrı yapılırken ne olduğunu pek anlayamamış, saat 17.00'de sevgili Mustafa Balbay'ın da bir yerlerde konuşacağını ancak duyabilmiştim. İşte bu nedenle çarşıya koştuğumda kendimi bir anda saygıdeğer grubun içinde buldum.
 
İlk olarak saygı duruşuna müteakip İstiklal Marşımız okundu. Köy Enstitüleri eski müfettişlerinden Sn. Mevlüt KAPLAN kısa bir konuşma yaptı. Daha sonra hep birlikte Belediye bandosu eşliğinde Ziraat Marşı seslendirildi. Efeler zeybek oynadı. Son olarak yürüyüş koluyla sinema salonundaki panele katılmak üzere yola koyulduk.
Tire Belediyesi, Kadınlar Meclisi, Atatürkçü Düşünce Derneği ve Cumhuriyet Halk Partisi İlçe teşkilatının organizasyonu oldukça başarılıydı.

Çok kıymetli konuşmacı konuklar davet edilmişti panele. Salona girer girmez masa üzerinde bulunan isim levhalarından Sn. Balbay'ın da bunlardan biri olduğunu anladım.

Köy Enstitülerinin ülke kalkınmasındaki büyük önemini zaten biliyordum. Bu enstitüler ile onun devamı olarak nitelenen öğretmen okullarından mezun büyüklerimizden bazılarını tanımak ve onlarla sohbet etme bahtiyarlığına erişmiştim. Onların fikirleri, sanata bakışları, kültür birikimleri beni her zaman etkilemişti.

Böylesine ulvi bir amaç uğruna ve her türlü imkansızlık içinde kendilerini ülkelerine adamış bu insanlar, benim gözümde dünyanın en şöhretli üniversitelerini bitirmiş kişilerle bile mukayese edilemez. Onların naifliği, dünya görüşü, dostluğu, samimiyeti, vatan sevgisinin yanı sıra mütevazılıkları çok az insana nasip olmuştur. Sn Mevlüt Kaplan, meydandaki konuşmasının son bölümünde 1940 yılında kurulan Köy Enstitülerinin 1952 yılında Demokrat Parti tarafından kapatıldığını söyleyince biraz kafam karıştı. Çünkü benim aklımda kalan bu güzide kurumun İnönü (CHP) tarafından kapatıldığıydı. Neyse, bu konuyu biraz daha araştırmam lazım dedim. Diğer taraftan organizasyon ne kadar başarılı olsa da katılım olması gerekenden çok daha azdı.  Sanırım yeterince duyurulmadı ya da Tire'de Köy Enstitüleri gerçeği yeterince tanınmıyor.
 
Salonda Balbay'ın hatırına olsa gerek kalabalık iki, üç katına çıkmıştı ama yine de koltuklar arasında boşluklar sırıtıyordu. Normalde böyle bir toplantıda değil yer bulmak  kapıdan içeri burnumuzu sokmak mümkün değil iken üçüncü sıraya kuruldum. Konuşmacıların çoğunu tanımıyordum ama program başlayınca hepsinin birbirinden değerli insanlar olduğunu anladım. Hemen yanımda oturan ve öğretmene benzettiğim bir beye sordum. "Öğretmen misiniz?". Evet, dedi emekliyim. "Ortaklar Öğretmen Okulu mezunuyum. Biz, tarlada çilek yetiştirmeden tutun her türlü sanatı öğrendik." Öğretmen olduğuna göre benden daha iyi bileceğini düşünerek, meydandaki konuşmacının Köy Enstitülerini Demokrat Partinin kapattığını söylediğini, oysa ben bunu CHP nin yaptığını biliyordum dedim. Yanımdaki beyefendi kendinden emin bir şekilde "Evet, Demokrat Parti kapattı" deyince, akşam internetten bakarım dedim. Neyse, Eğitimci, Yazar Sn. Asım Öztürk tarafından yönetilen panele başlamadan önce bir multivizyon gösterisi izledik. Zaman zaman Can Dündar'ın Köy Enstitülerini anlatan belgesel filminden alıntılar yapılan gösteri esnasında Can Dündar da Köy Enstitülerinin parti içi baskılara ve toprak ağalarının diretmesine dayanamayan İsmet Paşa'nın kararı ile kapatıldığı ifade etti. Can Dündar'ı seviyor ve söylediklerinde bir kasıt beklemiyorum. Gazeteciliği kurallarına uygun yürütmeye çalışan efendi bir arkadaş. Bunu duyan yanımdaki zat vay canına dedi. Senin dediğin doğruymuş.

Gösteri tamamlandıktan sonra Sn. Asım Öztürk, multivizyon gösterisinde bazı içeriğe katılmadığını, örneğin doğru olanın Köy Enstitülerinin CHP değil, Demokrat Parti tarafından kapatıldığıdır dedi. Böyle bir etkinlik beni duygu selinde boğdu. Film gösterilirken ve konuşmalar yapılırken hep gözlerim doldu. Mamafih,  beni rahatsız eden birkaç konudan ilki de Köy Enstitülerinin kimin tarafından kapatıldığı üzerine yapılan tartışmalar oldu. Neden hata kabul etmiyoruz. Sadece CHP değil, yoluna kurban olduğum Atatürk bile hiç hata yapmamıştır demek mümkün mü? Bu şekildeki putlaştırmalar insanı ve kurumları yüceltmez bilakis onlara zarar verir.

Ben de yanılabilirim ama bana göre Köy Enstitüleri gerekçeleri ne olursa olsun CHP ve İsmet İnönü tarafından kapatılmıştır. Zamanın şartlarında bunun zorunlu olduğuna dair görüşlere saygım sonsuz. Her olay kendi zamanında ve koşullarında değerlendirilmelidir derseniz ona da eyvallah. Şimdi bu koşullara baktığımızda ben şunları görüyorum:

1. Köy Enstitüleri her türlü dogmatik bilgiden uzak, ilim, fen ve sanata yakın duruşuyla kolay kandırılamayan, kolay sömürülemeyen, eğitimli bir nesil yetiştirmeye başlamıştı. Din tüccarları, örümcek kafalılar, toprak ağaları bunlardan rahatsız oldular. Hükümetin askeri ve sivil kökenli kanatları arasında Köy Enstitüleri mevzuu ciddi görüş ayrılıklarına sebep oldu. 1945 yılından itibaren çok partili döneme geçilmeden önce Köy Enstitüleri halka yeterince anlatılamadı. Buna karşı duran yobaz takımının sadece "bu kurumlar komünist yuvası oldu" demesiyle bütün halkı yanına çekmesi bir oldu. Köy Enstitülerinin amacı kitlelere iyi aktarılamadı. Yani CHP'nin niyeti ne kadar iyi de olsa, aynen bugün olduğu gibi o zaman da halktan kopuk kalmış.  
2. Sovyetler Birliği'nin başındaki Stalin'de boş durmamış tabii. Genç bir Cumhuriyet kurda kuzu gibi görünüyor. Kars, Artvin ve Ardahan'ın yanı sıra boğazlarda askeri üs istemiş. ABD'nin kucağına atmış o zaman bizi. İnönü çaresiz, ABD'nin kapısını çalmış. Tabii bu yardım şartsız olmaz. Başlangıç olarak Ankara'daki Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü öğrenci alımını durdurmuş. Meşhur Truman doktrini "Komünizmin panzehri İslam'dır" çerçevesinde kuran kursları ve imam hatip okulları açılmaya başlanmış.

CHP yukarıdaki iki ana faktörün etkisi ile hem seçim kaybetmemek uğruna, hem de Sovyet korkusuyla Köy Enstitülerinin kapatılması kararına karşılık yine de seçimi kaybetmiştir. Günümüzde Türkiye o kadar küçük bir lokma değil komşularımız için. Lakin, işin özünde ABD planları adım adım uygulanırken, görünürde güya birkaç oy devşiririm ümidiyle bir yandan "Bekaroğlu" gibi Saadet Partisi görüşündeki şahısları partiye buyur ederken diğer yandan yürekleri Atatürk, onun devrim ve ilkeleri içim atan benim gibi insanları kör arayışlar içine iten parti yöneticileri bugün aynı hatayı yapmıyorlar mı?
 
Panele dönersek, ilk konuşmacı, akşam Ege TV'deki programı sebebiyle Bornova Belediye Eski Başkanı ve CHP İzmir Milletvekili adayı Prof. Dr. K. Okyay Sındır oldu. Güzel bir konuşma yaptı.
Milletvekili olarak CHP'ye yakışacağına inanıyor, kendisine başarılar diliyorum. Akşamın yıldızı bence Sn. Huriye Saraç'tı. O kadar samimi, o kadar sıcak konuştu ki gözlerim dolu izledim.  Zarafeti, giyimi konuşması ile tam bir Atatürk Cumhuriyeti  kadını. Kalkıp elini öpmek istedim. Konuşmacılardan biri öğretmen öğrencisine  öpmek için elini vermezdi deyince biraz kendime geldim. Ama sımsıkı sarılmak, öpmek istedim bu cefakar insanları.
 
Huriye hanımefendi sözünü bitirirken zarif bir şekilde bir aczini paylaştı. "Hep bir soruya muhatap oluyorum yıllar boyunca"  dedi. "Neden yeniden kurmuyorsunuz Köy Enstitülerini?" "Nasıl?" dedi. "Nasıl?". Bu sessiz çığlığında ülkenin geldiği durum ve çaresizlik yattığını gördüm. Bu soruyu ben de soruyorum? Neden böyle güzel bir kurumu yeniden tesis edemiyoruz.



Önce eğitim elbette. Halkımız böyle kurumlardan yetişen insanlarla sömürünün sona ereceğini anlamalı. Eşit, kardeşçe ülkenin gelirlerini paylaşabileceğimizi, vurguna soyguna dur denilebileceğini. Bir önceki yazımda yazmıştım demokrasi konusunu. Ne demişti Eflatun tam 2.400 yıl önce. Demokrasi eğitilmiş toplumda işe yarar. Eğer toplum cahilse bu yönetim sistemi demagoglar ve diktatörler doğurur. Halkın eğitimi öğretmenlerle olur. Öğretmen mesleklerin en yücesi, Köy Enstitüleri eğitimin doruk noktasıydı. Neden kapatıldı, kim kapattı, niçin açılmıyor belli aslında. Eğitim şart bunları yeniden faaliyete geçirmek için. Ama öyle bir eğitim lazım ki, aynı Köy Enstitüsünde verilen eğitim kalitesinde olacak. Geldik mi tavuk yumurta meselesine...
 
Sırada Köy Enstitüleri duayenlerinden Sn. Mevlut Kaplan beyin konuşması vardı.
Konuşurken yaşar gibiydi o günleri. Arkadaşlık, dostluktan bahsetti. İşten, emekten bahsetti. Öğretmenlerinden bahsetti.
Anamızdı, babamızdı diyerek. Aslına bakarsanız yaşı en fazla olan oydu ama konuşmasının tamamını ayakta ve mikrofonsuz yaptı. "Ne zaman çağırırsanız..." dedi, gelirim. "Gelirim size, anlatırım o günleri" tüm coşkusuyla.
Konuşmasının sonuna doğru kulisteki hareketlenmeden Balbay'ın geldiğini anladık.
Aferin Balbay'a! Değerli konuşmacıyı bölmeden, saygılı bir şekilde sessizce, kedi gibi masanın arkasından gitti oturdu yerine.

Ben Tire'ye yeni yerleştim. Eşim de bir öğretmen. Halen kendimi gözlemci statüsünde görüyorum. Birkaç konuda canım sıkıldı bu güzel akşamda demiştim. İlk olarak  Köy Enstitülerini CHP değil Demokrat Parti kapattı diyenleri yukarıda anlattım. İkincisi panel kültürünü öğretmen okulundan mezun olanlar da eksik öğrenmiş maalesef. Telefonlar çaldı. Ha olmaması lazım ama velev ki unutmuş olsunlar. Yok arkadaş. "Ben şu anda paneldeyim. İşte sen ne yaptın çift sürdün mü?, Ayşe çocuğu okuldan aldı mı?" şeklinde bir muhabbettir gidiyor. Belki bu tür toplantılarda cep telefonlarının kapatılması yönünde bir ikaz faydalı olur düşüncesindeyim. Sıra Mustafa Balbay'a gelince, (Sn. demek biraz resmiyet katıyor. hiç tanışmasak da onu kardeşim gibi görüyorum) o esprili konuşmasıyla ilgi toplamayı başardı.

Her politikacının yaptığı gibi ben bu eğitim işine el atacağım diye namus şeref sözü verdi. Bir de adet haline gelen Balbay'ın Tire gecikmelerine son vereceğine dair elinden geldiğince çaba sarf edeceğine dair bir sözü daha vardı. Ben şahsen Sn. Kemal Kılıçdaroğlu'nu eskiden olduğu gibi parti genel sekreterliği görevinde görmek istediğim gibi Mustafa Balbay'ı da hep gazeteci olarak görmek isterim. Ankara'da, Cumhuriyet gazetesindeki bürosu bizim ortak iş yaptığımız proje firmasıyla komşuydu. Binaya bakınca içerde hep onun oturduğunu hayal ederdim. Rahmetli Uğur Mumcu'nun yerini dolduruyordu. Ama madem kader onu politikacı yaptı; ona da sormak isterdim Bekaroğlu'nun partiye olan kazancını kaybını... Ne derdi acaba? Demagoji mi yapardı, yoksa evet bence de yanlış bir karar mı derdi parti disiplinini umursamayarak. Ben ikinci Balbay'ı severdim o zaman.

Mustafa Balbay, konuşmasının ardından başka programı olduğunu söyleyip salondan ayrılırken onun peşinden salonun yarısı da boşaldı. Söz sırası Eğitimci-Yazar Sn. Hidayet Karakuş'a gelmişti. Sayın Karakuş, doğal olarak salonun boşalmasına biraz bozuldu. Ama "Assolistler sahneye en son çıkar" diyerek kendine biraz paye vererek durumu idare etti. Oldukça birikimli bir beyefendi. Milli Eğitim konusunda alt yapısı, fikirleri olan bir zat-ı muhterem. Ama bu çalışmalar maalesef CHP de karşılık bulamıyor. Sn. Kemal Anadol'a gitmiş, bak demiş benim şöyle şöyle projelerim var. Hele demiş, Anadol, seçimi kazanalım gerisi kolay. Diğer CHP yöneticilerinden de destek görmediğinden yakındı. Hoş, eğer bugün bir partili olsaydı aynı şekilde mi konuşurdu yoksa Balbay'ın da yavaş yavaş alışmaya başladığı gibi Genel Başkan'a methiyeler mi düzerdi bilemem. İşte siyaset böyle bir şey.

Sayın Karakuş'tan çok faydalandım. Ancak rahatsız olduğum son konu da maalesef kendisiyle ilgili. Eğer kılık kıyafetin önemine onca vurgu yapmasaydı ben de bunu asla konu etmeyecektim. Ama "bazı solcular, kot pantolonla sınıfa girmeyi kişisel özgürlük sayıyorlar" dedi. Hatta Yalova Valisi'nin bir öğretmene yaptığı uyarıyı özünde haklı bulduğunu ancak ikazının öğrenci önünde yapılmasını yanlış olduğunu söyledi. Bu da bir görüştür der saygı da duyarım ancak, bizlere olan saygısı gereği o yaşına rağmen konuşmasını ayakta tamamlayan Sn. Mevlut Kaplan başta olmak üzere diğer bütün erkek konuşmacılar panele kravat takıp geldikleri halde, tek kravatsız konuşmacı kılık kıyafet üzerine onca laf eden Sn. Karakuş'un olması ilginçti. İnsan bazen kendini görmüyor mu ne? Eğer kılık kıyafet bu kadar önemli ise ve konuşmanda kıyafete bu kadar görev yüklemiş isen, hele Atatürk'ün Türkiye'sinde böyle bir panele konuşmacı oluyorsan özür dilerim ama kravatını takacaksın arkadaş. Biraz düşününce batıdan kopup gözünü Arabistan'a çeviren AKP hükümetinden etkilenmiş gördüm ben şahsen sevgili hocamızı. Ama neyse ki fikirlerini korumayı bilmiş. Ben yine de Bekaroğlu yerine Sayın Hidayet Karakuş'un aday olarak gösterilmesini isterim canı gönülden.

Son olarak Tire Girit Festivalinden sonra Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümüne verdiği destekle Tire Belediyesi bir kez daha kalbimi fethetti. Emeği geçenler sağ olsun, var olsun...                     
 
 
 
Yorum Gönder