16 Nisan 2015 Perşembe

ÇOCUKTUM UFACIKTIM, TOP OYNADIM ACIKTIM...

Yaşamımda ilk tanıdığım meslek bakkallık desem yanlış söylememiş olurum. Kaç tane 50 yıllık arkadaşınız var? Benim sadece bir tane, Mustafa. Babası küçük bir bakkal dükkanı işletiyordu. Okul dışı zamanlarımda Mustafa ile birlikte o ufacık dükkanda bulurdunuz beni. Arasında bir kapı bulunan iki bölümden oluşurdu dükkan. Esas bölüm 10 m2 den daha geniş değildi. Duvarlara dizilen raflarda çay, kesme şeker gibi ürünler sergilenirken bunların önünde küçük çuvalların içinde açık olarak satılan kuru fasulye, pirinç, toz şeker bulunurdu. Kasanın hemen önünde ise her bir kenarı 30 cm, küp şeklinde bisküvi tenekelerinden bir kaç çeşit bulunurdu.
Üst kapağı arkadan menteşeli ve cam çerçeveli bu bisküvi kutularında pötibör, kaymaklı çeşitleri bulunurdu. Ayrıca içi kaymak veya kakao kremalı gofretler vardı. Hangi cins bisküvi olduğu kolay görülsün diye kutular bir demirden bir çerçeve ile öne doğru hafif meyilli konuma getirilir, müşteriye kese kağıdı içinde tartılarak sunulurdu. Çok hafif çekerdi bu bisküviler. 250 gramı bile olsa eve ani gelen misafire çayın yanında pasta gibi sunulabilirdi. Pötibör ve finger çeşitleri dışında enva-i çeşit bisküviler, krakerler yoktu o zamanlar. Evlere misafirliğe gitmek için önceden çocuklar gönderilir, "bir maniniz yoksa annemler misafirliğe gelmek istiyorlar" diye söylenirdi. Ev sahipleri eğer çok elzem bir durum yoksa "buyursunlar, gelsinler" diyerek cevap yollarlardı. Yine de paket bisküvilere göre daha da ucuz olan kutu içindeki açık bisküviler dar gelirlilerin her zaman tercihiydi. Misafir henüz gelmeden çay hazırlığı başlanır, misafir geldikten sonra vakit geçirmeden kolonya ve şeker ikram edilirdi. Bazen şekerin yanında ikram edilen lokum bile ev sahibine prestij kazandırırdı.  
 
Dükkandan içeri girildiğinde sağdaki kapı küçük bir odaya açılırdı. Burada sadece altında bir musluğu olan gazyağı varili ile temizlik malzemeleri yer alırdı. Gıda dışındaki ürünlere kokusu sinmemesi için açıkta toz deterjan, arap sabunu, klorak dediğimiz çamaşır suyu gibi ürünlerin hepsi bu bölümde tutulurdu.
Depo olarak kullanılan bu bölümün dışarıya açılan bir kapısı daha vardı. Dar bir yer olduğu için müşteri buraya girmez, dükkanın içinde beklerdi. Soba ve mangallarını yakmak için gaz yağına ihtiyacı olan kişiler yanlarında getirdiği cam şişeyi bakkala verir, bakkal da varilin altındaki musluğu açarak gaz yağını yarım veya bir litrelik ölçülere boşalttıktan sonra bir huni vasıtasıyla şişeyi doldururdu. Star marka açık deterjan 10 kg lık naylon paketlerden bir plastik kürek vasıtasıyla alınır kesekağıtlarına ya da gazete kağıdından yapılan fişeklere doldurulurdu. O zamanlar pek naylon poşet kullanılmazdı ama görünümü de kokusu da hoş olmayan arap sabunu bir kaşık yardımıyla naylon poşetlere konulup tartılırdı.
 
Sarı renkli bu temizlik malzemesi en çetin yağ ve kirleri temizlemekte bir numaraydı. Tamirciler de elleri yağa bulandığında musluklarının bir köşesinde arap sabunu bulundururlardı.      
 
Mustafa'ya yardım etmek hoşuma gidiyordu. O babasından epey bir şeyler kapmış olmasına karşılık ben henüz çok acemiydim. Müşteri, yarım kilo toz şeker istediğinde Mustafa, kesekağıdına bir kürek atar atmaz terazinin okları öpüşürdü. Bense küçücük ellerimle kesekağıdının ağzını açacağım, küreği şeker çuvalına daldıracağım, yerlere dökmeden içine boşaltacağım diye ecel terleri dökerdim. Tabi istenen ağırlık tartıda ya az gelir ya da çok. Çoksa boşaltırsın, bu sefer az gelir yeniden eklersin. Yani bu iş bana bırakılsa bir müşteriyi gün boyunca oyalardım herhalde. Neyse ki acemiliği oluyor her işin, bu toz şeker tartmak bile olsa. Sonraları ben de bu işe bayağı alıştım. Bir kilo toz şeker istendiğinde uygun kesekağıdını seçer, ağzını açar içine bir kürek marifetiyle yere dökmeden şekeri doldurur ve tartmak üzere terazinin kefesine koyardım. Ya biraz fazla ya biraz az gelirdi ki artık elimdeki kürekle bunu ayarlamak basitti.
 
Kapıdan içeri girildiğinde bir vitrin dolabı bulunurdu. Dolap dediysem buz dolabı sanılmasın. O gün satılacak yoğurt tepsileri, peynir çanakları, zeytin, nebati yağlar, çikolata vs. vardı burada. Sol tarafta yerden tavana kadar yükselen camekanlı bir ekmek dolabı yer alırdı. Sıcak ekmeğin kokusunu ilk kez bu dükkanda içime çektim.
 
Ekmekler dikine sıralanırdı dolabın içine. Müşteri geldiğinde cam dolabın kapağını açar, hangi ekmeği isterse seçerdi. Kimisi pişkin isterdi ekmeğini, dişleri olmayan diğerleri ise yumuşak olsun derlerdi. Sol tarafta kasanın hemen yanında ev tipi bir buzdolabı vardı. Alt kısmında açılmamış yoğurt tepsileri, üzerinde ise meşrubat çeşitleri bulundurulurdu. Sıcak yaz günlerinde içeri sinek girmesin diye düşey iplere geçirilmiş boncuklardan oluşan perdelerle kapatılırdı giriş kapısı. Açmak isteyen ortasında kavrayıp yana çeker içeri girdikten sonra bırakırken şıkır şıkır ses çıkartırdı.   
 
Müşteri olmadığı zamanlar dükkanın içinde ne hayaller kurardık. Bazen hayallerimiz çok aşina olduğumuz tef sesleri ile bölünür kapıya çıkardık. Sokağın başında bir ayıcı elinde sırık, ayısı ve tefiyle görünürdü. "Hadi bakalım, hamamda koca karı nasıl bayılır göster abilere, ablalara.." Biraz kalabalık biriktiğinde tefin ritmine kapılan ayı yavrusu zıp zıp zıplar, ayıcı onun etrafında dönerdi.
 
Klasik numarası ayının sırt üstü yere yatmasıydı. Bu hareket kocakarının hamamda bayılmasını temsil ediyordu. Bazen sırtı ağrıyanlar yere yatar, ayıya sırtını çiğnetirlerdi. Gösteri bittikten sonra ayıcı tefi para kesesi gibi kalabalık arasında dolaştırır nevaleyi toplardı.
 
Akşamları hava karardığında evlere kapanırdık. Tek eğlence kaynağımız radyo. Babam çalıştığı yem fabrikasından 20 kadar civciv getirmiş. Bir mukavva kutunun içinde besliyoruz. Hava soğuk üşüyorlar. Bir gece lambamız vardı küçücük. İçinde civcivler bulunan mukavva kutunun içine yerleştirdik. Geceleri ışığı yakıyorduk. Bu onları karanlıktan kurtarsın diye değil biraz sıcaklık versin diye. Çok faydası da oldu. Hepsi küçük idare lambasının etrafında üşüştüler. Bir yandan havalar ısınırken onlar da çabuk büyüdüler. Küçük bir avlumuz vardı. Köşesine bir kümes yaptık ve artık hepsini dışarı aldık. Önceleri kümesten dışarı bıraktığımız zamanlar kediler kapmasın diye onlara bekçilik yapıyorduk. Hatta bir tanesini de kediye kaptırdık.
 
Çok cambaz, çok fettan, çok yakışıklı olanlar vardı. Çamaşır telinin üzerinde bile durabiliyordu bazıları. Artık her biri kocaman tavuk ve horoz olmuştu. Bir gün babam fabrikanın arabasıyla gelip hepsini götürdü. Çok üzüldük hatta annem ağladı. Biz çocuklar çok gürültü çıkarırdık ama eğer bunlar fabrikaya gitmez ise kesip yemek zorunda kalacağız diye avutmuşlardı bizi. Nasıl keserdik ellerimizde büyüyen bu sevimli yaratıkları.
 
Anneannem ablamın doğumu için Gaziantep'e gitmiş dönerken bana bir Philips marka pilli radyo hediye etmişti. Şimdilerde gençler her halde kendilerine bir araba aldıklarında ancak bu kadar sevinirler. Ama o küçük radyo bana ait ilk eşya idi. Pille çalışan bu radyomu hiç yanımdan eksik etmedim.
 
Geceleri başımı yastığa koyar koymaz radyomun sesini iyice kısıp kulağıma dayıyordum. Gündüzleri karşı yakanın yunan müzikleri, geceleri ise Arap müzikleri dinlemeyi seviyordum. 
 
Bayram geldiğinde bir kağıt üzerine yapıştırılmış mantar dediğimiz patlayıcılar  satılırdı. Bunlar bu iş için imal edilmiş oyuncak tabancalar içinde patlatılırdı. Tetiği çekince iğne şeklinde bir mil mantarın ortasındaki barutlu kısma gelirdi. Bizden büyük olanlar mantarın etrafına halka şeklinde bir tel geçirir, telin bir ucu yine ortadaki patlayıcıya denk getirilirdi. Bu düzenek havaya atıldıktan sonra yere düşmesiyle birlikte yüksek sesle patlardı.
 
 Bir de çıtır pıtır dediğimiz kağıt üzerine dökülmüş patlayıcılar satın alırdı çocuklar bakkaldan.  Kahverengi kısımlarını sertçe yere sürttüğümüzde çata pata sesler çıkarıp rastgele sağa sola sıçrardı. Kızlı erkekli bütün çocuklar üzerimize gelmesin diye kaçışırdık.
 
 
 
 
 
Okula giderken ama ne sıkı giydirirdi annelerimiz bizi. Başımıza geçirilen yünlü örgüden astronot başlıkları, pamuklu fanilalar ve iç donları... Sadece bizimki değil diğer bütün anneler de aynısını yapardı. İzmir'in soğuğu şakaya gelmez....  

 

  
    

Yorum Gönder